Bugun...


ALİ KILIÇ

facebook-paylas
Tarih Sahnesinde Sancaktarlık, "Devlet Aklı" ve Vicdanın Sızısı
Tarih: 25-10-2026 23:02:00 Güncelleme: 25-10-2026 23:02:00


​Türk-İslam tarihi, sancaktarlık misyonunu üstlenen devletlerin yalnızca askerî ve siyasi güçle değil, aynı zamanda hikmet, adalet ve izzet ile ayakta kaldığını gösterir. Karahanlılardan Selçukluya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar uzanan çizgide, devlet adamlığı her zaman ağır bir mesuliyeti beraberinde getirmiştir.
​Büyük İslam filozofu ve devlet adamı Nizamü’l-Mülk, Siyasetname adlı eserinde hükümdarlara ve yöneticilere şöyle seslenir:
​"Hükümdar, halkının ve din kardeşlerinin hakkını korumakla yükümlüdür; fakat devlet idaresinde fevri öfkelerle değil, akıbeti hesap eden basiretle hareket etmek icap eder."
​Tarih boyunca İslam’ın sancaktarlığını yapan Türk devletleri, komşu ve kardeş milletlerle ilişkilerde bazen stratejik sükûneti, bazen de diplomatik zorunlulukları öncelemek durumunda kalmıştır. Ancak bu durum, inanç değerlerinden veya temel haklardan vazgeçildiği anlamına gelmez; aksine devlet aklı, büyük çıkarları korumak adına bazen anlık krizlerin göğüslenmesini ve nefsani tepkilerin bir kenara bırakılmasını gerektirir.
​Ne var ki, milletin vicdanında yara açan nokta, dışarıdan gelen bir baskı karşısında gösterilen refleksin, içerideki mazlumların çığlığına aynı hızla gösterilmemesidir.
​İlim, Hikmet ve Liderlik: Adalet En Büyük Sancaktarlıktır
​İslam medeniyetinde ilim adamları ve âlimler, yöneticilere her zaman hakikati hatırlatmakla mükellef olmuşlardır. İmam Gazali İhyâu Ulûmi’d-Din’de yöneticilerin adaletini şu ölçüyle tartar:
​"Halkın idarecilerden beklediği en büyük lütuf lütuf değil, adalettir. Adaletin olmadığı yerde ne huzur kalır ne de mukaddesat güvende olur."
​Eğer bir toplumda inanç hürriyeti, başörtüsü gibi hassasiyetler veya ekonomik mağduriyetler (borsa ve fonzedelerin feryatları) adaletin terazisinde hafif kalıyor gibi bir algı oluşursa, bu durum milletin devlete olan inancını zedeler. Sancaktarlık iddiasında olan bir iradenin, dışarıdaki muhataplarının hassasiyetine gösterdiği duyarlılığı, kendi mazlum vatandaşına da göstermesi tarihî bir zorunluluktur.
​Tarihte Fatih Sultan Mehmet’ten Yavuz Sultan Selim’e kadar büyük Türk liderleri, dış siyasette akılcı ve pragmatik hamleler yaparken, içeride adaletten ve hakkaniyetten asla taviz vermemişlerdir. Liderlik, yalnızca dışarıya karşı güçlü durmak değil, içerideki her bir ferdin hakkını korumakta kılıktan kıl yarabilmektir.
​Dışarıya Gösterilen Hürmet, İçerideki Feryada Gösterilmeyince...
​Neye yanalım bilmiyorum.
​"Dünya Beşten Büyüktür" diyen, dünya lideri olduğuna inanılan Sayın Cumhurbaşkanımızın İlham Aliyev’e boyun eğmesine mi?
​Başörtüsü gibi İslam'ın temel hükümlerinden olan bir meselede, yıllarca başörtüsü üzerinden aldığı oylarla zaferden zafere koşan iktidarın, bugün başörtüsü meselesini sahipsiz bırakmasına mı?
​Yoksa milyonlarca fon ve borsa mağdurunun feryadının bir İlham Aliyev etmediğine mi?
​Öyle ya; borsada ve fonda mağdur olan vatandaşlarımız haftalardır skandala ismi karışan siyasilerle ilgili Sayın Cumhurbaşkanından gereğini yapmasını bekliyor ama karşılarında duvar gibi bir sessizlik var.
​Gelgelelim İlham Aliyev bir talep iletince ya da tek bir telefon açınca akan sular duruyor. Başörtüsü, insan hakkı, inanç hürriyeti hiç fark etmiyor; Aliyev söylüyor, biz "şak" diye gereğini yapıyoruz. Görünen tablo tam olarak budur! Bu utancı bu necip millete yaşatmaya kimin ne hakkı var?  
​Hadi taraflar karşılıklı adımlar atıyor, gerginlikleri karşılıklı olarak yumuşatıyor desek, o da yok. Aliyev’in medyasında (pravdalarında) ülkemize, şanlı ecdadımıza, Sayın Cumhurbaşkanına ve iktidar partisine ağız dolusu hakaretler edenler yerlerinde duruyor; onlara dönük atılmış tek bir geri adım dahi yok. Ama Aliyev istedi diye Sayın Cumhurbaşkanı kendi başdanışmanını feda etmekten bir an bile geri durmuyor.
​Bir Siyaset Özeti Olarak "Oktay Saral" Olayı
​Bu acı tablonun en taze ve somut örneği, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Oktay Saral’ın görevden alınmasıyla gözler önüne serilmiştir.  
​Azerbaycan’daki okullarda başörtülü öğrencilerin yaşadığı haksızlığı görünce sessiz kalmayıp "Başörtüsü engel değil, inancın gereğidir; Azerbaycan’ın bu yanlıştan dönmesini bekliyoruz" diyerek inanç hürriyetini savunan Oktay Saral, Bakü yönetiminden gelen bir rica veya baskı üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla görevden uzaklaştırılmıştır. Saral’ın gazeteci Talat Atilla’ya verdiği "Evet, Cumhurbaşkanımızın talimatıyla ayrıldım... Azerbaycan açıklamaları nedeniyle mi sorusuna: Evet, öyle görünüyor" yanıtı, diplomasi ile ilke arasındaki dengenin nereye evrildiğini ilan etmiştir.  
​Şimdi sormak gerekmiyor mu?
​Azerbaycan’da başörtüsüne özgürlük istedi diye kendi başdanışmanını Aliyev’in tek bir sözüyle harcayan irade, yıllarca iç politikada başörtüsü edebiyatı yapan iradeyle aynı irade midir?
​Bakü’nün tek bir ricasıyla kendi bürokratını görevden alan devlet aklı, borsa ve fon skandallarıyla ocağı sönmüş yüz binlerce kendi vatandaşının feryadına gelince neden kulaklarını tıkamaktadır?
​Buradan fon ve borsa mağduru vatandaşlarımıza açık bir çağrıda bulunuyorum: Derdinizi bundan sonra Beştepe’ye değil, İlham Aliyev’e anlatın! Çünkü sizin feryadınız Ankara’da yankı bulmasa da, İlham Aliyev istediğinde akan sular durmaktadır.
​Geleceğe Not ve Vicdanın Sesi
​Bugün yaşananlar, siyasetin karmaşık labirentinde halkın vicdanında derin bir sızı bırakmaktadır. Şahsiyetli dış politika; komşularla ilişkilerde dengeyi gözetirken, kendi tarihi onurundan, inanç değerlerinden ve en önemlisi kendi vatandaşının hukukundan vazgeçmemeyi gerektirir.
​Tarih bize gösteriyor ki; geçici krizler ve siyasi çalkantılar geçer, ancak milletin hafızasında yer eden adalet duygusu veya adalet eksikliği kalıcıdır. İslam'a sancaktarlık etmiş bu necip millet, her türlü zorluğa göğüs germiştir; ancak kendi evladının feryadının duyulmadığı, haklı itirazların başkalarının hatırı için bastırıldığı duygusuyla baş başa kalmak en ağır imtihandır.
​Bu yapılanları Aziz Milletimiz görmekte ve sinesine kaydetmektedir. Yıllarca "şahsiyetli dış politika" ve "yerli-millî duruş" diyerek Türkiye'yi düşürdüğünüz bu utanç tablosunun hesabı elbet sandıkta sorulacaktır.
​Günün sonunda aranması gereken, ne bir şahsın ne de bir dış aktörün iradesidir; aranması gereken, Türk milletinin bin yıldır bayraktarlığını yaptığı hak, hakikat ve adalet terazisinin yeniden en hassas şekilde kurulmasıdır.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
nöbetçi eczaneler
YAZARLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
HABER ARŞİVİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI