Bugun...


ALİ KILIÇ

facebook-paylas
Koltuk Savaşları ve Emeğin Kamburu: Bu Düzen Nasıl Değişecek?
Tarih: 06-07-2026 11:32:00 Güncelleme: 06-07-2026 11:32:00


​Türkiye’de yıllardır değişmeyen, siyasetten sendikaya, bürokrasiden sivil topluma kadar sirayet eden kronik bir hastalığımız var: Koltuk sevdası. Kimse oturduğu makamı bırakmak, elindeki gücü ve bütçeyi devretmek istemiyor. Ancak bu durumun en acı faturası, hakkı savunulması gereken işçiye, emekçiye ve nihayetinde devlet ile millete kesiliyor.

Bugün Türkiye’de sendikal düzen, işçinin hakkını koruyan bir kalkan olmaktan çıkmış; sağından soluna fark etmeksizin lüksün, şatafatın ve devasa aidat gelirlerinin döndüğü birer "rant kapısı" haline gelmiştir.​

Sağcı ya da solcu fark etmiyor; söylemler değişse de koltuğa oturanların pırıltılı hayatları, asgari ücretin onlarca katı olan astronomik maaşları ve altlarındaki lüks makam araçları hep aynı kalıyor.

Kürsüde nutuk atanlar lüks otellerde "işçi hakkı" konuşurken, işçi fabrikada, madende, şantiyede sömürülmeye devam ediyor.

Bu çarpık düzen, arkasındaki devasa kitlesel güçten besleniyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın güncel verilerine baktığımızda, Türkiye'deki toplam 16,7 milyona yakın işçinin 2,4 milyondan fazlası bir sendikaya üye.

Kamuda çalışan 3 milyonu aşkın memurun ise yaklaşık 2,4 milyonu, yani yüzde 78'e yakını sendikalı yapının içinde yer alıyor.

Milyonlarca üyenin paylaşıldığı bu devasa pastada, sendikaların üye sayıları ve yönettikleri bütçelerin büyüklüğü göz kamaştırıyor. İşçi sendikalarında 276 bini aşkın üyesiyle Hizmet-İş ve 271 binden fazla üyesiyle Türk Metal zirveyi çekerken, onları 215 bin üye ile Öz Sağlık-İş ve 155 bin üye ile Genel-İş takip ediyor.

Memur konfederasyonlarında ise Memur-Sen 1 milyon 130 bini aşkın üyesiyle açık ara önde bulunurken, Türkiye Kamu-Sen 536 bin, Birleşik Kamu-İş ise 199 bin üyeyi elinde tutuyor.

​İşte bu milyonlarca işçi ve memurdan her ay kesilen üyelik aidatları (brüt maaşların binde 5'i ile bir günlük çıplak ücret arasında değişen oranlarda) havuzda toplandığında, ortaya yıllık milyarlarca liralık kontrolsüz bir finansal güç çıkıyor.

Yalnızca tek bir orta ölçekli sendikanın bile yıllık aidat geliri on milyonlarca lirayı bulurken, en büyük konfederasyonların kasasına giren yıllık toplam para milyarlarca liralık devasa bir holding bütçesine eş değer hale geliyor.

Neticede, bu sistemin yarattığı kontrolsüz mali güç ve harcama kamburu hem devleti hem de milleti sırtında taşımak zorunda kaldığı ağır bir yüke dönüştürüyor.

​Artık bu çarpık çarka ve emeğin sırtındaki bu ağır kambura kökten bir dur demenin zamanı gelmiştir.

​Çözümün ilk ve en radikal adımı, artık işlevini yitiren ve birer güç merkezine dönüşen bu sendikal yapıların tamamen tasfiye edilmesidir.

Sendikalar kapatılmalı; işçinin, emekçinin her türlü hakkı, ücret güvencesi ve çalışma koşulları doğrudan Anayasa güvencesi altına alınmalıdır.

İşçinin hakkı, birkaç sendika ağasının holding patronlarıyla yapacağı kapalı kapı pazarlıklarına değil, devletin en üst hukuki metninin mutlak korumasına emanet edilmelidir.

​İkinci olarak, ülkenin kaderini belirleyen makamlarda köklü bir jenerasyon ve zihniyet değişimine ihtiyaç vardır.

Siyasette, bürokrafide ve tüm kurumsal yapılarda 65 yaş üstü yöneticilik dönemi artık kapanmalıdır.

Hayatın ve çağın gerçeklerinden kopmuş, on yıllardır aynı koltukta oturan isimler artık yönetici pozisyonlarını bırakmalıdır.

Bu isimlerin tecrübelerinden elbette faydalanılmalı, kendilerine "danışmanlık" rolleri verilmelidir; ancak icra makamları, dinamik, dünyayı okuyabilen genç kuşaklara devredilmelidir.

​Son olarak, "ömür boyu başkanlık" kabusuna son vermek için tüm yönetim kademelerine en fazla 2 dönem görev süresi sınırı getirilmelidir. Bir insan siyasi partide, bürokraside veya herhangi bir kurumda sekiz ya da on yıl görev yaptıktan sonra orayı kendi malı gibi görmeye, etrafına aşılması imkansız duvarlar örmeye başlıyor.

​Milletin sırtındaki bu asalak yükleri temizlemek, sosyal adaleti yeniden tesis etmek ve toplumsal barışı korumak için bu reformlar artık kaçınılmazdır. Koltuğu bırakmayanların konfor alanı bozulmadıkça, ne işçi sömürülmekten kurtulabilir ne de bu ülke hak ettiği şeffaf ve adil düzene kavuşabilir.

 

 

NOT: Düşünceler, yazarın sorumluluğunda yayınlanmaktadır





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
nöbetçi eczaneler
YAZARLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
HABER ARŞİVİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI