Bugün dünyada öyle bir konfor alanı yaratıldı ki; insanlık, etrafında olup biten zulümlere, haksızlıklara, ahlaki yozlaşmalara ve toplumsal çürümelere karşı kulaklarını tıkamayı, gözlerini kapatmayı adeta bir maharet sayıyor. Üç maymunu oynamak; "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın", "Benim başım ağrımasın", "Görmedim, duymadım, haberim yok" demek, modern insanın en sinsi kaçış yolu haline geldi. Oysa Yüce Yaradan’ın Kelam-ı Kadim’inde bu zihniyete karşı vurduğu bir mühür var ki, manası derinden sarsıcıdır: “Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (A‘râf Suresi, 179)
Göklerden inen bu ilahi ikaz, sorumluluktan kaçan, etrafındaki yangına sırtını dönen her irade sahibine tonlarca ağırlıkta bir uyarıdır. İnsan olmak; akletmeyi, görmeyi, duymayı ve hakikatin şahidi olmayı gerektirir. Sadece kendi nefsine, kendi konforuna odaklanıp "İlgilenmiyorum" demek, insanlık onurundan ve ruhun emanetinden vazgeçmek demektir.
Tarihin Süzgecinden: Sorumluluk Bilinci ve Gazalar
Türk-İslam tarihi, "benim işim değil" demeyen, hakkı ve adaleti ayakta tutmak için canını, malını ve konforunu feda eden öncü şahsiyetlerle doludur. Bizim medeniyetimiz, suskunluğun zulme ortak olmak anlamına geldiğini bilen alimlerin, komutanların ve liderlerin omuzlarında yükselmiştir.
Nasreddin Hoca’nın mizahla karışık hikmetli duruşu, Alparslan’ın Malazgirt’te kefenini giyip "Şehit olursam kefenim olsun" diyerek milletinin istikbali için sorumluluk alması hep bu şuurun ürünüdür. Sultan Alparslan, sadece bir orduyu komuta etmemiş, milletinin tarih sahnesinden silinmesine seyirci kalmamıştır.
Benzer şekilde, Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul’un fethine yürürken sadece askeri bir strateji uygulamamış; çağın idrakine ve sorumluluğuna sahip çıkmıştır. Akşemseddin Hazretleri’nin manevi rehberliğinde, ilmi ve irfanı merkeze alarak toplumu yönlendirmişlerdir. Onlar, "Bana ne?" dememişlerdir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Milli Mücadele kahramanlarımız da "Görmedim, duymadım" demeyenlerin en yakın tarihteki timsalidir. Amasya’da, Erzurum’da, Sivas’ta "Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehadündedir" diyerek ayağa kalkmışlar, "İlgilenmiyorum" lüksünü bir an olsun akıllarına getirmemişlerdir.
Türk-İslam Alim ve Bilim İnsanlarının Gözüyle Gaflet
İslam düşünce geleneğinde bilgi, sorumluluğu beraberinde getirir. Farabi, İbn Sina, Biruni ve Gazali gibi büyük Türk-İslam alimleri, ilmi sadece kendi nefislerini tatmin etmek için değil, insanlığın kurtuluşu ve hakikate erişmesi için tahsil etmişlerdir.
İmam Gazali hazretleri, kalbin ve ruhun uyanık olmasını, gaflet uykusundan silkünmeyi över. Ona göre hakikati bildiği halde susan, dilsiz şeytandır. Bilim insanı olmak, sadece laboratuvarda formül üretmek ya da gökyüzündeki yıldızları saymak değildir; bilginin ahlaki sorumluluğunu taşıyarak cehalete ve zulme karşı ses yükseltmektir. Ali Kuşçu’dan İbn Haldun’a kadar medeniyetimizin köşe taşları, toplumsal olaylara duyarsız kalmamış, hakikatin inşasında bizzat amele ve kelama dönüşmüşlerdir.
Bugünün Gaflet Uykusundan Uyanmak
Bugün, ekranlar karşısında konforlu koltuklarında oturup dünyada dökülen mazlumların kanına, mahallelerimizde yaşanan yozlaşmalara, komşumuzun açlığına ya da toplumun manevi değerlerinin erozyona uğramasına "Bana ne, benim tuzum kuru" diyerek sırt çevirenler, A‘râf Suresi’ndeki o sert ikazın muhatapları olmaktan korkmalıdır.
Göklerden gelen bu mektup bize açıkça şunu söylüyor: Gözün var ama bakmıyorsa, kulağın var ama feryadı duymuyorsa, kalbin var ama vicdanın sızlamıyorsa, senin varlığın ile gaflet uykusundaki bir varlık arasında fark kalmamıştır.
Öyleyse silkelenme vaktidir! "İlgilenmiyorum" lüksümüz yoktur. Ne evladımızın geleceğine, ne mahallemizdeki mazluma, ne de bu ülkenin ve ümmetin dertlerine yabancılaşamayız. Atalarımız nasıl ki yükü omuzlamaktan kaçınmadıysa, bugün bizler de kalbimizi, gözümüzü ve kulağımızı hakikate sonuna kadar açmak zorundayız. Unutmayalım ki, susan dilsiz, gören kör, duyan sağır kalırsa; yarın bu coğrafyanın da, insanlığın da, vicdanın da emanetini kimse taşıyamaz. Gafletten uyanmak, bugünün en büyük cihadıdır.