Bugun...


ALİ KILIÇ

facebook-paylas
İmamın Cübbesi Neden Geniştir? Kıraat Değil, Hayat Önderliği
Tarih: 01-07-2026 20:27:00 Güncelleme: 01-07-2026 20:27:00


Günümüzde din görevliliği, çoğunlukla cami duvarları arasına sıkışmış, sadece namaz vakitlerinde hatırlanan mekanik bir mesleğe dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya. Üstelik acı bir gerçek daha var: Bugün pek çok köyümüzde imam var ancak cemaat yok denecek kadar az ve her geçen gün daha da azalıyor. Genç nüfusun şehirlere göç etmesi ve kalanların da camiden uzaklaşmasıyla saflar giderek boşalıyor.

​Vatandaş haklı olarak soruyor: "Cenazeyi belediye yıkıyor, namazı zaten herhangi bir Müslüman da kıldırabiliyor. Üstelik cemaat de kalmamışken, imamın toplumdaki esas rolü ne olmalı?" Köyünde küslüklerin bitmediği, ahlaki erozyonun önlenemediği, safların boş kaldığı bir iklimde, sadece "memuriyet" bilinciyle hareket etmenin vebali büyüktür.

​Peki, İslam medeniyetinin kurucu asırlarında, Selçuklu’da ve Osmanlı’da bu iş nasıldı? Tarih bize imamlığın bir "devlet memurluğu" değil, bir "toplum liderliği ve zanaat" olduğunu açıkça gösteriyor.
​Selçuklu ve Osmanlı’da İmam: Maaşlı Memur mu, Hayatın Merkezinde Bir Entelektüel mi?
​Tarihi gerçekleri incelediğimizde, klasik dönem İslam toplumlarında bugünkü anlamda merkezi bütçeden maaş alan bir "diyanet memuru" kadrosu yoktu.
​Vakıf Sistemi ve Sivil Özerklik: Osmanlı ve Selçuklu’da camilerin, medreselerin ve bütçelerin kahir ekseriyeti vakıflar aracılığıyla yönetilirdi. Bir caminin imamı, o camiyi yaptıran vakfın şartnamesine (vakfiye) göre belirlenir ve geçimini vakfın gelirlerinden (akar) sağlardı. Bu durum, imamı devlete göbekten bağlı bir memur yapmaz; onu yerel halkın ve mahallenin organik bir parçası kılardı.

​Çift Mesleklilik (Zanaat Sahibi Olmak): Tarihsel kayıtlara bakıldığında, pek çok din görevlisinin aynı zamanda bir zanaatla uğraştığı görülür. Kimi saat tamircisi (muvakkid), kimi hattat, kimi mücellit (kitap ciltçisi), kırsalda ise tarım ve hayvancılıkla bizzat uğraşan toprak insanlarıydı. Din adamının toplumdan ve üretimden kopuk olması, İslam’ın ruhuna aykırı görülmüştü.

​İlim Adamlarının ve Düşünürlerin Reçetesi: "Yaşayan ve Yaşatan İmam"
​Bugün sosyologların ve İslam alimlerinin üzerinde durduğu en temel eksiklik; din görevlilerinin sosyal hayattan, fenden ve pratik üretimden kopuk yetiştirilmesidir. Bilgi sahibi ilim adamlarının modern çağ için sunduğu öneriler ve eleştiriler şunlardır:

​Sosyal Liderlik: İmam, görev yaptığı köyün veya mahallenin sadece ibadet rehberi değil; aynı zamanda sosyal hakemidir. Küskünleri barıştırmayan, mahallenin yetiminden, yoksulundan haberdar olmayan bir imam, camiyi dolduran cemaatin ruhuna dokunamaz.
​Sahada Bir Önder (Tarım, Hayvancılık Near ve Fen Bilgisi): Özellikle kırsal bölgelerde görev yapan imamların ziraat, budama, arıcılık veya temel hayvancılık/veterinerlik (aşı, bakım vb.) konularında eğitim alması gerektiği yönündeki görüşler son derece haklıdır. Köylüye modern tarımı anlatan, hayvanın hakkını ve bakımını teoride değil pratikte gösteren bir imam, kürsüye çıktığında çok daha inandırıcı ve saygın olur.

​Geleceği İnşa Etmek: Caminin asıl neşesi çocuklardır. Her ne kadar sayıları az olsa da, samimiyetiyle çocukları ve gençleri camiye çekecek, onların dilinden anlayacak "gönüllerin hocaları" bugün de mevcuttur. Ancak bu örneklerin çoğalması şarttır. Gençlere namazı, müezzinliği, güzel ahlakı sevdiremeyen; onlara sadece ezber yaptıran değil, hayatı öğreten bir abi/abla olamayan görevliler görevlerini eksik yapmış sayılırlar.

​Muhtarlıklar Kalkmalı: Devletin Temsilcisi ve Kanaat Önderi Olarak İmam
​Bu noktada idari ve toplumsal yapıya dair radikal ama mantıklı bir öneriyi de gündeme getirmek gerekiyor: Muhtarlık kurumu artık tamamen kaldırılmalıdır. İmamın olduğu bir köyde ya da mahallede, ikinci bir idari figür olarak muhtara aslında hiç gerek yoktur.

​Eğer imam, tarihteki aslına uygun şekilde donatılır ve yetiştirilirse; mahallede hem devletin resmi bir temsilcisi, hem asayişin ve huzurun sigortası, hem de halkın her derdine koşan bir kanaat önderi haline gelebilir. Bürokrasiyi azaltmak, devlet bütçesindeki çift başlılığı önlemek ve yerel yönetimde tam bir ahlaki otorite sağlamak adına, muhtarların yaptığı sembolik işler ve toplumsal rehberlik rolü tamamen imamlara devredilmelidir. Mahallenin mülki, sosyal ve manevi lideri tek bir çatı altında birleşmelidir.

​Sonuç: Sadece Seccadeyi Değil, Gönülleri ve Toprağı da İmar Etmek
​"Sade namaz kıldırmakla olmuyor" feryadı, cemaati azalan köylerimizde yankılanan haklı bir adalet ve pratik fayda arayışıdır. İslam, hayatın dışına itilmiş bir ruhban sınıfını asla kabul etmez.

​Çözüm; imam hatip ve ilahiyat müfredatlarının yeniden gözden geçirilerek, din görevlilerine sosyal sorumluluk, temel tarım-hayvancılık bilgisi, psikoloji, iletişim becerileri ve idari yönetim yetkinliklerinin kazandırılmasıdır. Ancak bu sayede o az sayıdaki "gönüllerin hocası" genel bir standarda dönüşebilir. İmam, cübbesini giydiğinde mihrapta bir derviş; cübbesini çıkardığında ise tarlada, ahırda, mahalle meclisinde veya devletin yereldeki idari işlerinde toplumun önünde giden tek gerçek rehber olmak zorundadır. Aksi takdirde, camiler mimari birer şaheser olarak kalır ancak içindeki ruhu, cemaati ve toplumsal dönüştürücü gücü kaybetmeye mahkum oluruz.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
nöbetçi eczaneler
YAZARLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
HABER ARŞİVİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI