Türkiye’nin altyapı ve kamu hizmetleri finansmanında uzun yıllardır tartıştığımız en temel meselelerden biri Yap-İşlet-Devret (YİD) modeli ve imtiyaz devirleridir. Yıllardır bu sistemin aksayan yönlerini eleştirmekten öteye geçemedik. Ancak sürekli aynı hataları konuşmak tek başına sonuç getirmiyor. Artık yalnızca eleştirmek yetmez; elimizde somut, uygulanabilir ve yapıcı bir çözüm önerisi olmak zorunda.
Günümüz uygulamalarında dev altyapı projeleri ve düzenli gelir getiren kamu hizmetleri, döviz bazlı yüksek teminatlar verilerek dar konsorsiyum gruplarına devrediliyor. Bu durum hem kamu bütçesi üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor hem de elde edilen kazanç döviz garantileriyle yurt dışına veya kısıtlı gruplara aktarılıyor. Cari açık büyürken, faturanın bedeli en nihayetinde yine vatandaşın omuzlarına biniyor.
Oysa bu çarkı tersine çevirmek ve sistemi tamamen milli menfaatler doğrultusunda yeniden kurgulamak son derece mümkün.
Çözüm Net: Kamu Hizmetlerinde Tabana Yayılı Halka Arz
Devletin milyarlık otoyol, köprü, liman veya araç muayene istasyonları gibi gelir getiren varlıklarını birkaç şirketin eline teslim etmek yerine, bu projeler Sermaye Piyasaları aracılığıyla doğrudan halka arz edilmelidir.
Liyakatli yöneticilerin başa getirildiği, profesyonel kadrolarla yönetilen ve hisseleri doğrudan borsada işlem gören bu yapı kurulduğunda, ülkemiz finansal açıdan üç büyük kazanım elde edecektir:
Milli Servet Yurt İçinde Kalır: Geçiş garantileri veya hizmet bedellerinden doğan net kâr, dar grupların kasasına değil; küçük tasarruf sahibi vatandaşın cebine temettü (kâr payı) olarak akar. Yurt içinde kalan bu kaynak, tüketim ve yatırım kanalıyla doğrudan iç piyasayı canlandırır.
Cari Açık ve Döviz Baskısı Mimarisi Değişir: Yabancı finansörlere döviz cinsinden devasa kâr transferleri yapılması zorunluluğu ortadan kalkar. Ödemeler ve kâr dağıtımları Türk Lirası’na ve enflasyon endeksine bağlandığı için bütçe üzerindeki kur baskısı hafifler.
İç Finansman Modeli Yaratılır: Devlet, ihtiyaç duyduğu dev altyapı finansmanını yüksek faizli dış borçlanmayla değil, kendi vatandaşının birikimlerini sermaye piyasalarına çekerek sağlar.
GELENEKSEL YİD MODELİ
Dış Borç → Dar Konsorsiyum Grubu → Döviz Çıkışı
HALKA ARZ MODELİ
│ Yerli Birikim → Tabana Yayılı Ortaklık → Yerli Temettü
Dünya Bu Modeli Nasıl Uyguluyor?
Bu yaklaşım teorik bir temenniden ibaret değildir. Küresel ekonomide kamu varlıklarının halka açılması ve altyapı yatırımlarının tabana yayılması yıllardır başarıyla uygulanmaktadır:
Halk Tipi Özelleştirme (Public Share Ownership): İngiltere ve Avustralya gibi gelişmiş ekonomiler; otoyol, liman ve enerji altyapılarının özelleştirilmesinde stratejik hisseleri tek bir gruba devretmek yerine, büyük payları küçük yatırımcı konumundaki kendi vatandaşlarına ayırmıştır.
Altyapı Yatırım Ortaklıkları (InvITs): Hindistan ve Brezilya gibi gelişmekte olan ülkeler, düzenli nakit akışı sağlayan köprü ve otoyol gelirlerini borsaya açık yatırım fonlarına dönüştürmüştür. Böylece vatandaş, ülkesinin otoyoluna ortak olarak düzenli temettü geliri elde etmektedir.
Yetkililere Açık Çağrı: 3 Adımda Yapıcı Yapısal Dönüşüm
Gelecekte gerçekleştirilecek tüm dev altyapı ve imtiyaz projelerinde şu üç ilke temel kural haline getirilmelidir:
Küçük Yatırımcıya Tavan Sınırı: Araç muayene istasyonları, köprüler ve otoyollar borsada halka açılsın. Bir kişinin alabileceği hisse miktarına tavan sınırı getirilerek mülkiyetin tek elde toplanması engellensin.
TL Cinsinden Endeksli Yapı: Tüm gelir ve temettü projeksiyonları dövize değil, TL’ye ve enflasyona endekslensin.
SPK Denetimi ve Şeffaf Yönetim: Şirketlerin finansal tabloları Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) denetiminde kamuoyuna açık tutulsun; liyakatli ve profesyonel yöneticiler tarafından yönetilen bu kurumlarda her vatandaş kendi ortaklığının hesabını görebilsin.
Özetle; devletin ve milletin ortak kazanacağı, rant odaklı değil üretim ve paylaşım odaklı bir finansal mimari mümkündür. Köprüler özelleşecekse, o köprülerin sahibi doğrudan milletin kendisi olmalıdır.