Bugün Gazze’den Türkistan’a kadar uzanan coğrafyada dökülen kan ve yaşanan çaresizlik, bize tek bir hakikati haykırıyor: Tam bağımsızlık, tek başına bir ülkenin değil, bir coğrafyanın kader birliğidir.
Milli Görüş perspektifinden bakıldığında "Türk-İslam Birliği" ve "Ümmet Bilinci" kavramları, artık duygusal bir sığınak değil; jeopolitik, ekonomik ve askeri bir zorunluluktur.
D-8’den D-160’a: Erbakan Hoca’nın "Stratejik Mirası"
Bugün "somut adım atılmıyor" diye feryat ettiğimiz noktada, çözüm aslında tozlu raflarda değil, tarihin canlı sayfalarında duruyor.
Rahmetli Necmettin Erbakan’ın büyük bir vizyonla kurduğu D-8 (Developing Eight), bu birliğin sadece bir başlangıcıydı.
Eğer bu yapı pasifize edilmeseydi; bugün D-60 ve D-160 hedefleriyle devleşen bir blok, Gazze’de yaşanan soykırıma karşı sadece "kınama" yayımlamazdı.
Petrol ambargosu, hava sahası kapatma ve ortak savunma mekanizmalarıyla küresel sömürüye karşı "dur" diyebilirdi.
Bölgesel İttifakın Üç Sac Ayağı
Bu idealin hayata geçmesi için retoriği bir kenara bırakıp şu üç temel sütunu inşa etmek zorundayız:
Savunma Sanayii Entegrasyonu: Batı’nın insafına bırakılmış bir güvenlik mimarisiyle tam bağımsızlık mümkün değildir. Müslüman ülkelerin kendi askeri teknoloji havuzunu kurması bir tercih değil, varlık meselesidir.
İslam Dinarı ve Ortak Pazar: Dolar hegemonyası, coğrafyamızın boğazındaki kalkandır. Yerel paralarla ticaret ve altın endeksli bir birim (İslam Dinarı), ekonomik prangaları kırmanın yegane yoludur.
Enerji ve Koridor Kontrolü: Ortadoğu ve Orta Asya’nın kaynaklarını Batı’ya peşkeş çekmek yerine, dağıtım ve fiyatlandırma iradesini bölge halklarının eline alması gerekir.
Bariyerleri Aşmak: Mezhepçilik ve Koltuk Kaygısı
İttifakın önündeki en büyük engel ne yazık ki içeridedir.
Siyasilerin kendi koltuklarını koruma refleksi, ümmetin ortak çıkarlarının önüne set çekmektedir.
Küresel güçlerin (ABD, Rusya, Çin) bölge halklarını birbirine kırdırdığı vekalet savaşları ve yapay mezhep gerilimleri, enerjimizi içimize harcamamıza neden oluyor.
Türkiye, İran, Mısır ve Pakistan hattı; mezhepsel ve etnik farklılıkları bir kenara bırakıp "bölgesel barış" için bir araya gelmediği müddetçe, "böl-parçala-yönet" taktiği işlemeye devam edecektir.
"Şahsiyetli Dış Politika" Vakti
Türkiye, 70 yıldır yüzünü döndüğü ama kapısında bekletildiği Batı kurumlarından (NATO, AB vb.) ziyade, kendi tarihi hinterlandına dönmelidir.
"Şahsiyetli Dış Politika"; İncirlik ve Kürecik gibi üslerin bölge güvenliğini tehdit eden unsurlara kapatılması, küresel finans kıskacından çıkılması ve Türk Devletleri Teşkilatı ile İslam dünyası arasında sağlam bir köprü kurulması demektir.
Sonuç olarak; asil bir milletin evlatları olarak bizler, bu coğrafyanın harcıyız.
Türk dünyasının yer altı zenginliği ile İslam dünyasının stratejik konumunu birleştirdiğimiz an, dünya siyasetinde üçüncü ve en adil güç odağı doğacaktır.
Bu, bir hayal değil; inanmış bir iradenin yarın inşa edeceği gerçektir.
NOT: Yazar görüşleri şahsi sorumluluklarında yayınlanmaktadır.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|